8 MART KAPİTALİZME KARŞI KADINLARIN MÜCADELESİ!

 

Her geçen gün ülkemizde kadınlar ve kız çocukları ya kayboluyor, ya canice katlediliyor ya da tacize uğruyor. Ne yazık ki bu acı liste giderek uzuyor. Sokaklarımızın artık eskisi kadar güvenli olmadığı gerçeğiyle karşı karşıyayız. Her an herkesin başına bir şey gelebileceği düşüncesi, özellikle kadınlar ve kız çocukları için büyük bir tehdit oluşturuyor. Buna rağmen 8 Mart, çiçekler ve hediyelerle toz pembe bir “bayram” gibi kutlanıyor. Sistem ise kadınların onca yaşadığı sorunu görmezden geliyor ve toz pembe “bayram” kutlamasına olabildiğince teşvik ediyor.

Devletin ve sistemin kadını koruyamaması, korumak istememesi ve ataerkil sömürünün devamı uzun yıllardan beri sürmektedir. Sanayi Devrimi’nden bu yana patron sınıfı, erkekleri ve çocukları olduğu gibi kadınları da sadece bir meta olarak görmekte ve emeklerini sömürmektedir. Sistem onların üzerinde yalnızca iş yerinde değil, sokakta ve evde bile baskı ve tahakkümü dolaylı olarak da olsa uygulamakta; ataerkil sistem her yeri adeta kaplamış bulunmaktadır. Günümüzde kadınlara karşı çok büyük bir algı oluşmasına da vesile olmuş ve bu durum gün geçtikçe normalleşerek günümüze kadar ulaşmış ve sürekliliğini sürdürmeye devam etmiştir. Bu algı, kadınların hiçbir şey başaramayacağını; bırakın yönetime katılmayı, kendi ayakları üzerinde durmayı bile başaramayacağını, ev işlerinden ötesine geçemeyeceğini propaganda etmiştir. Dinci gericiler ve sistem savunucuları ise bu propagandayı meşrulaştırmaya çalışmış ve her gün sürdürmeye devam etmişlerdir. Kapitalizmin bu propagandayı bizlere bilerek sunduğu ve kadını bir ev işi robotu gibi gösterip 8 Mart’ı da romantikleştirerek bir direniş günü olarak değil, bir ödüllendirme günü olarak servis ettiği oldukça açık şekilde ortadadır. Bu yol, kadını pasifleştirip erkek burjuva egemen dünyada koltuğunu sağlamlaştırmaya çalışmanın ve tahakkümün iplerini ele geçirme amacının karanlık bir yoludur. Cinsiyetçi sloganlar, erkek üstünlüğüne inanılması, taciz girişimleri, tecavüz girişimleri ve en sonunda kadın cinayeti… Bunca soruna karşı çözüm üretmeyen “adalet” ve sistem, bunun yerine herkesi uyutma çabası içerisinde çeşitli yöntemlere başvurmuştur. Televizyon dizileri, programlar, gündemi değiştirmek için futbol maçları ve yine gündemi değiştirmek amaçlı verilen haberler ve sözde krizler… Böylece kadını en başta direniş ve mücadeleden, daha sonrasında ise diğer her şeyden uzak tutmaya çalışarak itaatkâr ve pasif olmasını sürdürmesi için uğraşmaktadır.

Kadınlara yönelik tüm şiddete toplumsal olarak karşı çıkarak ve yeri geldiğinde eylem yaparak mücadele edilmektedir. Ancak bu mücadelenin hukuk karşısında çözüme ulaşamaması, sadece kitlelerin verdiği mücadeleler ile kazanımların elde edilmesi bizlere burjuva devletine ve kapitalist sisteme karşı güvensizliği; aynı zamanda kitle mücadelesinin, örgütlenerek yalnız başımıza değil kolektif bir mücadele vererek istediğimiz hak ve kazanımlara ulaşmamızın yegâne yolunun bu olduğunu göstermektedir. Tarih bize hak ve kazanımların devlet eliyle veya burjuva erkânı sayesinde değil; kitle mücadelesi ile, devrimler ile kazanıldığını her daim hatırlatmakta ve yol göstermektedir.

Henüz gencecik yaşta olmasına rağmen birçok suça karışan, toplumun “insan” bile diyemeyeceği cani varlıklar sokaklarda ellerini kollarını sallayarak geziyorlar ve sistem devam ettiği müddetçe gezmeye de devam edecekler! Birçok kez topluma zarar veren cani yaratıklar, her ne kadar yakalanıyor olsalar da aradan fazla zaman geçmeden serbest kalıyorlar. Kuralların yeterince uygulanmaması bu canilerin özgüvenini desteklemekten başka bir işe yaramıyor. Sistemin koruyucuları, kendilerine hiçbir şey olmayacağından fazlasıyla emin ve rahat bir şekilde ne isterlerse yapabileceklerini sanıyorlar. Ama kadınlarımız biliyor ki bu düzeni yıkacak yegâne insanlar onlardır. Bu düzen hep böyle devam etmeyecek ve kadınlarımız isyanla, direnişle, devrimle bu düzeni değiştirecektir.

Post a Comment

Daha yeni Daha eski