Değerlerimiz Üzerine Bir İrdeleme





   Türkiye, gündemin her gün yeniden şekillendiği bir ülke. Ekonomik sıkıntılar, siyasi tartışmalar, teknolojik dönüşümler, sosyal medya etkileri ve dış tehditler… Ne yazık ki bu değişimlerin çoğu, olumlu gelişmelerden ziyade olumsuzluklarla hayatımıza sirayet etmektedir. Elbette hiçbir şey bir gecede bu noktaya gelmedi. Ancak unutmamamız gereken, toplumun en güçlü dayanakları olan değerlerimizin zamanla aşınmaya başlamış olması da bunlara sebep olmaktadır. Önce aile içinde zayıflayan bu bağlar, ardından topluma yansıyarak birlik ve bütünlüğümüzü temelden sarsmaya başlamıştır. Bu durum bizlere şu soruları yeniden hatırlatıyor: “Hangi değerlerimizi kaybettik?” ya da “Hangi değerlerimiz kaybolmaya yüz tuttu?”

Modernleşme, sanal ortam elbette imkânlar ve fırsatlar sunmaktadır. Fakat aynı zamanda bazı değersiz paylaşımlara özenerek veya manipülasyonlara kapılarak yanlış davranış biçimlerini aileye ve sonra topluma yansıtan bireylerden ötürü de kimi değerlerimiz aşındırılmaktadır. Bugün televizyon ve internet üzerinden yayılan, gençleri ve hatta yetişkinleri dahi olumsuz etkileyen kimi içerikler, aslında başka toplumlarda yıllar önce toplumsal çürümeyi amaçlayarak yayılmış; son yıllarda bizlere de uyarlanmaya başlamıştır. Dünya gündemini yönlendirdiğini itiraf eden kimi yabancı dinî liderler, insanların beynini yıkamak amacıyla yaydıkları her şeye “insanların hiç sorgulamadan inandıklarını, kandırılmalarının çok kolay olduğunu” itiraf etmeye başladılar. İlkokul birinci sınıfta gördüğümüz, okuduğumuz, duyduğumuz her bilgiye muhalefet ederek işin aslını gerçek, bilimsel, güvenilir kaynaklardan araştırarak öğrenmek gerektiği aşılanmalıdır.

 Türkiye, sanal ortamda yayılan, güvenilir ve etik olmayan konularla ilgili aynı akıntıya kapılmamak için dikkatli olmak zorundadır. Sosyal medyada kısa yoldan şöhret veya kazanç elde etmek uğruna gençleri özendirerek eğip bükenler sadece kendilerini değil, onlara inanan geniş kitleleri de yanıltmaktadır. Pozitif anlamda örnek olmaları gerektiği gerçeğini unutanlar ya göz önünden çekilmeli ya da hatalarını fark ederek bilincini yükseltmeli ve örnek bir birey olarak öne çıkmalıdır. Bunu düzeltmeyen kişilerle ilgili olarak aileler, çocuklarını gözlemlemeli ve olumsuz kişilerin sosyal medyalarından sebepleri açıklayarak uzak tutmalıdır.
 
Toplumsal güvenin temeli adalete dayanmaktadır. Adalet yalnızca mahkeme salonlarında değil, en önce kalplerde, ailede, işte, sokakta da hissedilmelidir. Adalet zedelendiğinde güven kaybolur; güven kaybolduğunda ise vicdanlar yara alır. Bu yüzden adalet mekanizmasının başındaki temsilcilerin devlet tarafından özenle seçilmesi ve denetlenmesi, geleceğimiz açısından hayati önem taşımaktadır. Aksi hâlde her gün kadın ve hayvan cinayetleri, çocuk tacizleri başta olmak üzere ülkenin tamamı etkilenmeye devam edecektir.

Dürüst ve ahlaklı olmak da toplumsal huzurun en sağlam temellerinden biridir. Aileler, aksi yolda olanlara özenen gençlere anlayacakları profesyonel bir dille gerçekleri aktarabilmenin yollarını bulmalıdır.

Türkiye, binlerce yıllık geçmişi boyunca farklı kültürlerin buluşma noktası olmuştur. Ancak ötekileştirme çabaları, artan kutuplaşmalar ve toplumsal dilin sertleşmesi, bu köklü birlik duygusunu zedelemektedir. Oysa bizi biz yapan değerlerin başında hoşgörü, sağduyu ve yardımlaşma gelir. Bu değerlerin kaybolması, toplumsal barışın da yok olması anlamına gelir.

Kültürel miras da benzer şekilde erozyona uğramaktadır. Popüler kültürün hızlı tüketimi türkülerimize, edebiyatımıza, mimarimize olan ilgiyi azaltmaktadır. Oysa bunlar yalnızca estetik haz değil, kimliğimizin ayrılmaz bir parçasıdır. Geleneksel sanatları geliştirerek yaşatmak, köklerimizi sağlam tutmanın ve gelecek nesillere hatırlatmanın en güçlü yollarından birisidir.

Öte yandan, aile bağlarını ve bireysel psikolojiyi ciddi biçimde zayıflatan faktörlerden biri de ekonomik sıkıntılardır. Yaşlıların saygı ve sevgi ile el üstünde tutulması gerekirken yalnızlaştırılması, gençlerin geleceğe dair umutsuzluğu ve iletişimin giderek sanal ortama taşınması paylaşımı ve empatiyi azaltmaktadır. Aileye, akrabalığa ve komşuluk kültürüne sahip çıkmak, geleceği sağlam bağlarla inşa etmenin en önemli adımlarından birisidir.

Doğaya gelince… Orman yangınları, toprağın, suyun ve havanın kirletilmesi ve kontrolsüz kentleşme aslında sadece çevreyi değil, toplumların varlığını, sağlığını ve yaşamın kendisini tehdit etmektedir. Toprağa basmanın, bir ağaca sarılmanın dahi insan sağlığı üzerindeki olumlu etkileri bilimsel olarak kanıtlanmaya başlamışken doğayla bağımızı yitirmek büyük bir kayıptır. Ormanlarımızı, sularımızı, toprağımızı korumak ve yeniden canlandırmak hepimizin ortak sorumluluğudur. Gelecek nesiller için bırakılacak gerçek miras, maddi imkânlardan ziyade gerçek ve doğru bilgi birikimi ile onları ahlaklı biçimde yetiştirerek eğitmek ve zengin, temiz bir doğa mirası bırakmaktır.

Bilgi çağında yaşıyoruz ancak bilgi kirliliği çoğu zaman gerçekleri gölgede bırakabilmektedir. Yanlış haberler ve kasıtlı manipülasyonlar toplumu zehirlerken denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi şarttır. Gerçek bilgiye dayalı sorgulama yeteneği, bir toplumun en büyük gücüdür. Yetenek, dürüstlük, gerçek bilgi, araştırmacılık ve üretkenlik ile birleştirildiğinde, bir milletin ilerlemesinin önünde hiçbir engel duramaz.

En çok ihtiyacımız olan şeylerden biri de umuttur. Gençlerin gelecek kaygısı, artan beyin göçü ve umutsuzluğun yol açtığı toplumsal sorunlar karşısında umudu canlı tutmak durumundayız. Tarihimiz, en zor dönemlerde bile umudun, birlik olmanın ve dayanışmanın bizi ayağa kaldırdığını göstermektedir. Çözüm üretmek, sorumluluk almak ve harekete geçmek karamsarlığı dağıtacak en güçlü adımlardan bazılarıdır.

Sonuç olarak; hoşgörü, yardımlaşma, dürüstlük, ahlak, kültürel mirasa sahip çıkmak, aile bağlarını korumak, gerçek bilgiyi aramak, doğayı sevmek ve korumak, eğitim kalitesini yükseltmek, adaleti gözetmek, üretkenlik ve helal yoldan kazanç, objektif olmak gibi değerler, toplumumuzu yeniden güçlendirecek olmazsa olmazlarımızdandır. Bu değerleri yaşatmak ve geliştirmek, hem bugünümüzü hem de geleceğimizi korumak için her zamankinden daha fazla önem taşımaktadır.


Post a Comment

Daha yeni Daha eski