Birçok insan, 30 Ağustos Zaferi'ni 12 Nisan'ın ulusal
egemenliğini, 29 Ekim Cumhuriyetini ve benzeri özel günleri büyük bir gururla
kutluyor. Hatta bir paylaşımla yetinmeyip, art arda paylaşımlar yapanlar da oldukça
fazla. Atatürk’ün fotoğraflarını paylaşıyorlar, “ATA’MIZ” diyerek
gururlanıyorlar. “İzindeyiz” diyorlar. Bazıları yalnızca Atatürkçü oldukları
için bile başları dik, omuzları kabarık yürüyor. Ne güzel, onlar adına
seviniyorum. Buna elbette hiçbir itirazım yok. Atatürk’ün ölüm yıldönümünde
(samimiyet payı elbette kişiden kişiye değişir) hüzünlü paylaşımlar yapanları
da doğumunu sembolik olarak kutlayanları da görüyoruz. Bu da güzel. Gerçekten,
bunlarla ilgili hiçbir rahatsızlığım yok. Ancak… Bazı insanlar var ki — ve bu
yalnızca benim değil, benim gibi düşünen pek çok kişinin de rahatsız olacağı bir sorun — onlarla ilgili ciddi bir rahatsızlık söz konusu. Neyden mi
bahsediyorum? Konuya geçmeden önce bir şeyi netleştirmek isterim: Bu
söylediklerim bir genelleme değil. Amacım herkesi aynı kefeye koymak değil.
Anlatacağım durumla ilgisi olmayanlar, lütfen üzerine alınmasın.
Bu paylaşımları yapanların, o övgü dolu sözleri gururla taşıyanların birçoğu,
iş ülkenin güncel sorunlarına gelince derin bir umutsuzluğa kapılıyor. Ne zaman
konu açılsa, sıkça şu sözleri duyuyorum: "Bu ülkeden bir şey olmaz",
"Mücadele boşuna", "Artık bu halk için uğraşmaya değmez."
Aynı zamanda bu insanların, kendi gemisini yürütmekten başka hiçbir şey
yapmamaya gayret ettiklerini görüyorum; bunu kendileri de kabulleniyor ve dile
getirmekten hiç çekinmiyorlar. Ama ne hikmetse, özel günler geldiğinde en fazla
paylaşım yapanlar, en vatanperver kesilenler de yine onlar oluyor.
Şimdi soruyorum: Ülkenin tamamen bittiğini söyleyen, her
türlü mücadeleyi anlamsız bulan, insanlara sürekli umutsuzluk aşılayan bu
insanlar mı gerçekten Atatürk'ün izinden gidiyor? Biz komünistler, ülkenin
nasıl kurtulabileceğini —doğru ya da yanlış— anlatmaya, mücadele etmeye, gayret
göstermeye çalışırken; en küçük bir sorun karşısında bile geri çekilen, hiçbir
sorumluluk almayan, yalnızca kendi çıkarını düşünenler mi vatanperver?
Gerçekten soruyorum: Bu insanlar mı Atatürk’ün izinde olanlar?
E tabii ki böylesi daha kolay! Sorumluluk almadan, sadece kendi çıkarına göre
hareket ederek ülkenin batışını izleyip, üstelik bugünlerde vatanperver görünüp
Kemalist propagandası yapmak elbette daha kolay! En ufak bir eleştiriyi
kaldıramayıp herkese laf atmak tabii ki daha kolay! İş lafa gelince herkes
başımıza en bilge kesiliyor, ama pratiğe gelince hiçbirini göremiyoruz. Evde
oturup akşam haberlerini beklerken pratikte bir şeyler yapmak insana zor
geliyor olsa gerek. Belki de öyle değil mi? E tabii, koskoca ülke de bu şekilde
düzelecek. Daha iyi olacak değil mi? Oturup insanlara “Şu şöyle olmaz, bu böyle
olmaz, yanlış yapıyorsunuz, boşuna mücadele ediyorsunuz, bu ülkeden bir şey
olmaz, artık bitti.” diyerek ülkeyi düzelteceklerini sanıyorlar ya! O zaman
madem bu kadar iyi biliyorsunuz, her birimizden bilgesiniz ve yaptığınız
paylaşımlar, gönderdiğiniz 3–4 Atatürk sözüyle en vatanperver, en Atatürkçü siz
oluyorsunuz. O halde gelin, doğruyu siz gösterin bizlere. Madem öyle, sizler
önderlik edin bizlere. Siz gösterin doğruyu, hep beraber o doğru için mücadele
verelim. Ama yooook... X'de, Instagram'da, Facebook'ta yaptığınız paylaşımlar
sizi tatmin etmeye fazlasıyla yetiyor. E geriye kalan da kendiliğinden
oluversin bir zahmet! Öyle ya, bu daha kolay...
Peki bu insanlar, Atatürk’ün ne şartlarda bu ülkeyi kurtardığını bilmiyorlar
mı? Uçurumdan son gaz yuvarlanan bu ülkeyi nasıl tekrar ayağa kaldırdığını
bilmiyorlar mı? Kurtuluş Savaşı’nın, egemenliğin, Cumhuriyet’in, Laiklik’in,
bağımsızlığın ve daha birçoğunun teker teker nasıl elde edildiğini bilmiyorlar
mı? Bunun cevabını net olarak elbette ben veremem. Belki biliyordur, belki
bilmiyordur. Ama şunu biliyorum ki; bilmiyorlarsa ayrı bir problem, yok hayır,
biliyorlarsa o çok daha ayrı bir problem. Bilmeyen biri açıp okur veya başka
bir şekilde öğrenebilir. Öğrendikten, gerekli bilince ulaştıktan sonra işte o
zaman bizim safımızda, mücadelenin safında yer alabilir. Çünkü işin sonunda
anlayacak ki; oturarak, paylaşım yaparak değil, pratikte mücadele edilerek
aşılıyor bu bayağı sistem. Ancak bilenler öyle mi? Zamanında elde edilen her
şeyi ve nasıl elde edildiğini bilmesine rağmen herhangi bir mücadele vermiyor,
umutsuzca kendi gemisini yürütmeye çabalıyorsa, kulaklarını ve gözlerini
bizlere kapamış ve karanlığın içinde kendini bir başına bırakmışsa, daha ne
yapılabilir ki o insan için? Ruhu ceset olmuştur artık onun; intihar etmiştir
ruhu. Elbette o ruhu canlandırmak mümkün. Ama işte bu canlandırma işlemi için
insanın istemesi gerekiyor. Yoksa zorla yaptıramayız ki.
23 Nisan geldiğinde bağıra bağıra ulusal egemenliğimizi
kutluyorlar. Peki, şu an gerçekten ulusal egemenliğimizi koruyabiliyor muyuz?
Var mı ortada böyle güzel bir durum? 29 Ekim geldiğinde Cumhuriyet Bayramı’nı
kutluyorlar. “Yaşasın Cumhuriyetimiz!” diye bağırıyorlar, büyük bir sevinçle.
Yaşıyor mu ki bu Cumhuriyet? Atatürk bize emanet etti dediğiniz Cumhuriyet mi,
günümüz Cumhuriyeti mi? Ben söyleyeyim, hiç şüphesiz HAYIR! Tekellerin,
tarikatların, sermayedarların cirit attığı; yoksulun her geçen gün daha da
yoksullaştığı, ekonominin her geçen gün daha da battığı bir Cumhuriyet değildi
emanet edilen. Emperyalizm ile savaşarak kazanılan Cumhuriyet şimdi
emperyalizme destek verenlerin elinde değil mi? Şimdi ise Neo-Osmanlıcılık
planları ile bir yerlere gelmeye çalışıyorlar, yalan mı? Türkiye laik bir
ülkedir ve laik kalacak diye bağırıyorlar. Peki, tarikatların cirit attığı,
imam hatip okullarının her gün yenilerinin açıldığı (bakınız, en güncel ve en
somut örnek olarak Ankara’da açılan kız Anadolu İmam Hatip Okulu) günümüzde
gerçekten laiklik var mıdır? Daha yeni kadınların miras hakkına göz konulmadı
mı? Nasıl bir laiklik bu? Laiklik ne zamandan beri gerici zihniyetle el ele?
Hayır, hayır… Şu an ne bir laiklik var ne de bir Cumhuriyet.
Sözde sürekli tekrar edecekler ve en sonuna kadar savunacaklar: Bu ülke MÜCADELE EDİLEREK alındı. DEVRİM ile alındı. Herkes KANININ SON DAMLASINA KADAR savaştı diyecekler. Peki ben de şunu sormak istiyorum: Siz neden en ufak bir mücadele örneği göstermiyor, en ufak bir sorumluluk almıyorsunuz? Efendim, Atatürk gibi lider bir daha gelmezmiş. Ama Atatürk bu ülkeyi bize emanet etti diye gururlanırken bunu düşünmüyor musunuz? Onun izindeyiz derken bu kadar karanlıkta nasıl kalabildiniz peki? Bunlar sadece bahanedir. Hepimiz içten içe biliyoruz ki, ülkeyi mücadele etmeden, devrim yapmadan alamayız. Zordur, evet; kolay değildir. Hepimiz zor olduğunu biliyoruz, kimse gelip de “bakın bu zor, bu zor” diye tekrarlamasın gereği yok. Cesaretiniz varsa, eğer gerçekten vatanperverseniz, ülkeyi, halkı seviyorsanız, zaten sizi de aramızda görürdük. Bizler de biliyoruz zor olduğunu. Ama mücadele etmeden hiçbir şey elde edemeyeceğimizi de biliyoruz. Sözde kendini Atatürk’e, ülkeye borçlu hissedip hiçbir sorumluluk almayanlara sesleniyorum: Neden göremiyoruz sizi aramızda?
Bize “Sayınız az, hiçbir şey yapamazsınız” diyorlar! Ben de
onlara şu cevabı vermek istiyorum:
Adaletsizlik ve liyakatsizlik yüzünden acı çekenleri, İşsizlik, düşük maaşlar
ve sömürü düzeni yüzünden isyan edenleri, Aç karnını zar zor doyuran
yoksullarımızı, Günde 10, 12 saat sömürülüp haklarını alamayanları, Ailesini
geçindiremeyenleri, Emekli olduğu halde evine ekmek götüremeyenleri, Tacize,
tecavüze, şiddete uğrayıp adalet bulamayan kadınlarımızı, Sağlık hizmetlerine
ulaşamayanları, İş güvenliği olmadan çalışmak zorunda kalanları, Farklı
kimlikleri (etnik, dini, cinsel yönelim vb.) nedeniyle ayrımcılığa maruz
kalanları, Yaşlı ve engelli olup yeterli desteği alamayanları… Ve daha
nicelerini! Sokakları sel gibi istila edebilecek, bir değil, birçok diktatörü,
faşisti, gericiyi al aşağı edebilecek işçi sınıfına, halka bakalım! Her
birinin, henüz açığa çıkmamış olsa bile, içindeki cevhere, devrimci ateşe
bakalım öyleyse!
Bahanelerinizi bir kenara bırakınız. Zor da olsa sizler de sorumluluk alıp
bizlerle mücadele ediniz. ÖRGÜTLENİNİZ! Gerçekten vatanperverseniz, sizleri de
aramızda görelim. Yoksa gerisi kuru gürültü olur. Her bir zorluğu yıkıp
darmaduman edecek, yerin altına gömecek bir iradeye sahip olduğumuz andan
itibaren; gerçek eşitlik, özgürlük ve adaletin egemen olduğu yeni bir toplum
inşa edebileceğiz.
Yorum Gönder