Uzun zamandır birçok sorunlarla başa çıkmak için mücadele veren Türk halkı, bir yandan da son zamanlarda sayısı daha da çok artan ve daha da çok gündeme gelen kadın cinayetleri için mücadele veriyor.
Kadınlara
yönelik tüm şiddete toplumsal olarak karşı çıkarak ve yeri
geldiğinde eylem yaparak mücadele ediliyor. Peki
neden kadın cinayetleri ve tecavüz vakaları bu kadar artış
gösteriyor? Öncelikle
gerek
aile
içerisinde gerek ise okulda verilen eğitim çok önemlidir.
Toplumun gidişatının iyiliğinde veya kötülüğünde eğitim
belirleyici bir
unsurdur.
Düzgün eğitilemeyen bir nesilde
etik
ve ahlaki değerlerin oluşmadığını çünkü bunların bir kere
bile bahsedilmediğini, ailesinden ya da gerekli eğitim
kurumlarından bu eğitimi alamamış varlıkların
kadına veya insanlara saygı duymayı, ilişkilerinde cinsiyetlerini
kullanarak kadına karşı kendini üstün görmeyi normal
karşıladıklarını
görebiliyoruz.
Tabii ki bu durumda sadece okul
değil aileler ve
içerikler
de bir o kadar suçlu. Ailelerin, çocuklarına yeterince ilgi
göstermemesi, şiddetli
davranışlar
sergilemesi
veya
erkek çocuklarını yetiştirirken “Paşam”, “Padişahım”,
“İleride çok can yakacak” gibi yüceltici
ifadelerde bulunarak
birçok sıfatla yere göğe sığdıramaması,
çocukların gelişiminde, karakterlerinde ve duygularında
fazlasıyla etkili durumlar
yaratmaktadır.
Bunun
dışında günümüzde popüler bir şekilde tüketilen suça teşvik
edici içeriklerin çoğalması da bir hayli problem yaratıyor.
Mafyacılığa
ve suça özendiren içeriklerin artmasıyla gençlerin çoğunluğu
özenmeye başladı.
Bu içeriklerden etkileşim kazanan sosyal medya kullanıcıları
veya
dizi/film yapımcıları,
suç unsurunu sanki çok iyi bir şeymiş gibi yansıtıyor ve
artık
her içeriğe kolayca ulaşabilen çocuklar, her ne kadar aile
denetiminde olsa dahi bu içeriklere
maruz
kalabiliyorlar. Suç
unsuruna teşvik eden her içeriğin
denetlenmemesi de çoğalmasına
katkı sunuyor diyebiliriz.
Başka bir sebep olarak psikolojik açıdan değerlendirip, toplumun ne denli buna zemin hazırladığından bahsetmemiz gerekiyor. Bildiğiniz gibi toplumumuzda cinsellik büyük bir ayıp ve konuşulmaması dahi gereken bir şey olarak görülüyor, fakat insanın yaşama amacı neslini devam ettirmek olduğu atlanılıyor. Aslında çoğu şey zaten cinsellik ile ilişkili. Eğer bir toplum ne zaman cinselliği sapkın ve ahlak dışı olarak görmeyi bırakırsa işte o zaman bu tarz vakalarda azalma yaşanabilir. Çünkü birlikte olduğu insanı veya buna şahit olduğu kişiyi “namusu temizlemek” adı altında öldüren birçok kişi var. En tehlikeli sebeplerden biri ise madde kullanımı. Bu sadece kadın cinayetlerinde değil erkek cinayetlerinde de etkili bir unsurdur. Ne yazık ki bugünlerde uyuşturucu ile mücadele sürekli sekteye uğramaktadır. Kişi mahallesinden rahatlıkla uyuşturucu temin edebilmektedir ve mahallelerde uyuşturucu satışı zaman geçtikçe artmaya devam etmektedir. Halk madde kullanımı ve satışı konusunda kendi adaletini sağlamaya başlamış, ancak uyuşturucu satıcıları halk tarafından cezalandırıp öldürülmüştür. Fakat bu çaba yeterli olmamıştır. Hâlâ bazı mahalle aralarında uyuşturucu ticareti devam etmektedir ve genç insanlar bu bataklığa sürüklenmektedir. Fazla madde kullanımı bir yerden sonra ise dengesiz davranışlara yol açmakta ve cinayetlere sebebiyet vermektedir. Aynı İkbal Uzuner cinayetinde ve diğer cinayetlerde olduğu gibi uyuşturucu birçok canı almıştır. Katilin de 3 aydır uyuşturucu alamadığını düşünürsek, böyle bir dozajı aniden kesildiğinde cinayet işleme olasılığı daha çok artabilir.
Düşen hayat kalitesi bu tarz cinayetler için çok etkili diyebiliriz. Zaten delirmeye yatkın bir insanı, düşen hayat kalitesi ile sınarsanız bu insanın bir yerde patlama ihtimali daha çok olacaktır. Akıl hastalıkları şakaya gelecek bir iş değildir ve tedavisi çok zordur. Bir sürü ilaçlar alırsınız, bunların yan etkilerine katlanırsınız. Psikoterapi çok zorlu bir süreçtir ve bazı insanlar bu noktada daha da delirir. İnsanın delirmesinde ki başlıca sebepler toplumdan soyutlanma, aile veya çevre baskısı, düşen ekonomik kalite veya başka özel sebepler olabilir. Bu cinayetteki katile baktığımızda ise düşünce yapısının hastalıklı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Burada ise yetkililerin de suçu olduğunu söyleyebiliriz ki böyle bir varlığı tedavi etmek yerine dışarı salmaları büyük bir hata ve büyük bir sorumsuzluktur. Kadın cinayetine giden yol piramit gibidir. Biz eğer bu piramit inşaatına en temelden “Dur” demezsek bu piramit cinayete kadar çıkar.
Cinsiyetçi sloganlar, erkek üstünlüğüne inanılması, taciz girişimleri, tecavüz girişimleri ve en sonunda kadın cinayeti... Kadınlara yönelik tüm şiddete toplumsal olarak karşı çıkarak ve yeri geldiğinde eylem yaparak mücadele ediliyor. Fakat ne yazık ki aynı mücadeleyi hukuksal açıdan göremiyoruz. Bu durumu olağan şiddet olaylarına bakarak ve bu suçları işleyenlerin yayınlanmış sicilleri sayesinde açıkça görebiliyoruz. Henüz gencecik yaşta olmasına rağmen birçok suça karışan, toplumun “insan” bile diyemeyeceği cani varlıklar sokaklarda ellerini kollarını sallayarak geziyorlar ve süreç bu şekilde devam ettiği müddetçe gezmeye de devam edecekler! Birçok kez topluma zarar veren cani yaratıklar, her ne kadar yakalanıyor olsalar da aradan fazla zaman geçmeden serbest kalıyorlar. Kuralların yeterince uygulanmaması bu canilerin öz güvenini desteklemekten başka bir işe yaramıyor. Kendilerine hiçbir şey olmayacağından fazlasıyla emin ve rahat bir şekilde ne isterlerse yapabileceklerini sanıyorlar, ancak adalet olmasa dahi HALKIMIZ ASLA BU DURUMA MÜSAADE ETMEYECEKTİR VE SONUNA KADAR MÜCADELEYİ SÜRDÜRECEKTİR! Bundan sonuna kadar emin olabilirsiniz.
Her geçen gün ülkemizin kadınları ve kızları ya kayıp oluyor, ya canice katlediliyor, ya tacize uğruyor...
Maalesef bu liste artarak devam ediyor. Sokaklarımız artık güvenli değil! Herkesin başına her an bir şey gelebilir ve bu durum insanlarımız için, ÖZELLİKLE DE kadınlarımız, kızlarımız için çok büyük bir tehdit unsuru! Halkımızın ortaklaşa verdiği emekler bir yana, artık adaletin de bu duruma el atması gerekiyor! Bu gibi varlıklar yargılanarak olabildiğince en ağır cezayı almalıdır (Burada önemli bir detay olan şikayet etme korkusu da çözülmelidir. Kadınlarımız veya kızlarımız şikayetçi olmaktan gerek ailevi sebepler dolayısıyla gerekse şikayet edildiğinde karşı tarafa şikayetçi olan kişinin açık açık adresinin gitmesi durumu, bu gibi suçların gizlenmesini zorunluluk haline getiriyor!). Caniliği kalbinden gelen bir insanı topluma kazandırmamız çok zor, bu yüzden artık gereken önlemler alınmalıdır. Cinayetlerin, şiddetin, tacizin ve daha bir çok sorunların artması gün geçtikçe artması asla kabul edilmemelidir ve insanlarımız olabildiğince sesini çıkarmalıdır! Susarak hiçbir şeyi elde edemiyoruz, bunu artık anlamamız gerekiyor.
Peki hangi cinayetler unutuldu bir bakalım isterseniz. Sıla bebek unutuldu, Narin cinayeti unutuldu, Münevver Karabulut cinayeti unutuldu ve daha sayılamayacak kadar fazla kadın cinayeti unutuldu! 2024 yılının verilerine bakacak olursak: Eylül ayında 34 kadın cinayeti, 20 şüpheli kadın ölümü; Ağustos ayında 33 kadın cinayeti, 24 şüpheli kadın ölümü; Temmuz ayında 23 kadın cinayeti 23 şüpheli kadın ölümü gerçekleşmiştir. 2024 yılının ilk 9 ayında olan toplam veriye baktığımızda ise 295 kadın cinayeti, 184 şüpheli kadın ölümü görüyoruz! Yarın yaşayacağımızın veya aynısının bizim kız kardeşimize veya annemize gelmeyeceğinin garantisi asla yok. Toplumsal yozlaşma tavan yaptı, kimse sesini çıkaramaz oldu. Fakat unutulmamalıdır ki sustukça sıra her birimize gelecek!
Başka bir sebep olarak psikolojik açıdan değerlendirip, toplumun ne denli buna zemin hazırladığından bahsetmemiz gerekiyor. Bildiğiniz gibi toplumumuzda cinsellik büyük bir ayıp ve konuşulmaması dahi gereken bir şey olarak görülüyor, fakat insanın yaşama amacı neslini devam ettirmek olduğu atlanılıyor. Aslında çoğu şey zaten cinsellik ile ilişkili. Eğer bir toplum ne zaman cinselliği sapkın ve ahlak dışı olarak görmeyi bırakırsa işte o zaman bu tarz vakalarda azalma yaşanabilir. Çünkü birlikte olduğu insanı veya buna şahit olduğu kişiyi “namusu temizlemek” adı altında öldüren birçok kişi var. En tehlikeli sebeplerden biri ise madde kullanımı. Bu sadece kadın cinayetlerinde değil erkek cinayetlerinde de etkili bir unsurdur. Ne yazık ki bugünlerde uyuşturucu ile mücadele sürekli sekteye uğramaktadır. Kişi mahallesinden rahatlıkla uyuşturucu temin edebilmektedir ve mahallelerde uyuşturucu satışı zaman geçtikçe artmaya devam etmektedir. Halk madde kullanımı ve satışı konusunda kendi adaletini sağlamaya başlamış, ancak uyuşturucu satıcıları halk tarafından cezalandırıp öldürülmüştür. Fakat bu çaba yeterli olmamıştır. Hâlâ bazı mahalle aralarında uyuşturucu ticareti devam etmektedir ve genç insanlar bu bataklığa sürüklenmektedir. Fazla madde kullanımı bir yerden sonra ise dengesiz davranışlara yol açmakta ve cinayetlere sebebiyet vermektedir. Aynı İkbal Uzuner cinayetinde ve diğer cinayetlerde olduğu gibi uyuşturucu birçok canı almıştır. Katilin de 3 aydır uyuşturucu alamadığını düşünürsek, böyle bir dozajı aniden kesildiğinde cinayet işleme olasılığı daha çok artabilir.
Düşen hayat kalitesi bu tarz cinayetler için çok etkili diyebiliriz. Zaten delirmeye yatkın bir insanı, düşen hayat kalitesi ile sınarsanız bu insanın bir yerde patlama ihtimali daha çok olacaktır. Akıl hastalıkları şakaya gelecek bir iş değildir ve tedavisi çok zordur. Bir sürü ilaçlar alırsınız, bunların yan etkilerine katlanırsınız. Psikoterapi çok zorlu bir süreçtir ve bazı insanlar bu noktada daha da delirir. İnsanın delirmesinde ki başlıca sebepler toplumdan soyutlanma, aile veya çevre baskısı, düşen ekonomik kalite veya başka özel sebepler olabilir. Bu cinayetteki katile baktığımızda ise düşünce yapısının hastalıklı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Burada ise yetkililerin de suçu olduğunu söyleyebiliriz ki böyle bir varlığı tedavi etmek yerine dışarı salmaları büyük bir hata ve büyük bir sorumsuzluktur. Kadın cinayetine giden yol piramit gibidir. Biz eğer bu piramit inşaatına en temelden “Dur” demezsek bu piramit cinayete kadar çıkar.
Cinsiyetçi sloganlar, erkek üstünlüğüne inanılması, taciz girişimleri, tecavüz girişimleri ve en sonunda kadın cinayeti... Kadınlara yönelik tüm şiddete toplumsal olarak karşı çıkarak ve yeri geldiğinde eylem yaparak mücadele ediliyor. Fakat ne yazık ki aynı mücadeleyi hukuksal açıdan göremiyoruz. Bu durumu olağan şiddet olaylarına bakarak ve bu suçları işleyenlerin yayınlanmış sicilleri sayesinde açıkça görebiliyoruz. Henüz gencecik yaşta olmasına rağmen birçok suça karışan, toplumun “insan” bile diyemeyeceği cani varlıklar sokaklarda ellerini kollarını sallayarak geziyorlar ve süreç bu şekilde devam ettiği müddetçe gezmeye de devam edecekler! Birçok kez topluma zarar veren cani yaratıklar, her ne kadar yakalanıyor olsalar da aradan fazla zaman geçmeden serbest kalıyorlar. Kuralların yeterince uygulanmaması bu canilerin öz güvenini desteklemekten başka bir işe yaramıyor. Kendilerine hiçbir şey olmayacağından fazlasıyla emin ve rahat bir şekilde ne isterlerse yapabileceklerini sanıyorlar, ancak adalet olmasa dahi HALKIMIZ ASLA BU DURUMA MÜSAADE ETMEYECEKTİR VE SONUNA KADAR MÜCADELEYİ SÜRDÜRECEKTİR! Bundan sonuna kadar emin olabilirsiniz.
Her geçen gün ülkemizin kadınları ve kızları ya kayıp oluyor, ya canice katlediliyor, ya tacize uğruyor...
Maalesef bu liste artarak devam ediyor. Sokaklarımız artık güvenli değil! Herkesin başına her an bir şey gelebilir ve bu durum insanlarımız için, ÖZELLİKLE DE kadınlarımız, kızlarımız için çok büyük bir tehdit unsuru! Halkımızın ortaklaşa verdiği emekler bir yana, artık adaletin de bu duruma el atması gerekiyor! Bu gibi varlıklar yargılanarak olabildiğince en ağır cezayı almalıdır (Burada önemli bir detay olan şikayet etme korkusu da çözülmelidir. Kadınlarımız veya kızlarımız şikayetçi olmaktan gerek ailevi sebepler dolayısıyla gerekse şikayet edildiğinde karşı tarafa şikayetçi olan kişinin açık açık adresinin gitmesi durumu, bu gibi suçların gizlenmesini zorunluluk haline getiriyor!). Caniliği kalbinden gelen bir insanı topluma kazandırmamız çok zor, bu yüzden artık gereken önlemler alınmalıdır. Cinayetlerin, şiddetin, tacizin ve daha bir çok sorunların artması gün geçtikçe artması asla kabul edilmemelidir ve insanlarımız olabildiğince sesini çıkarmalıdır! Susarak hiçbir şeyi elde edemiyoruz, bunu artık anlamamız gerekiyor.
Peki hangi cinayetler unutuldu bir bakalım isterseniz. Sıla bebek unutuldu, Narin cinayeti unutuldu, Münevver Karabulut cinayeti unutuldu ve daha sayılamayacak kadar fazla kadın cinayeti unutuldu! 2024 yılının verilerine bakacak olursak: Eylül ayında 34 kadın cinayeti, 20 şüpheli kadın ölümü; Ağustos ayında 33 kadın cinayeti, 24 şüpheli kadın ölümü; Temmuz ayında 23 kadın cinayeti 23 şüpheli kadın ölümü gerçekleşmiştir. 2024 yılının ilk 9 ayında olan toplam veriye baktığımızda ise 295 kadın cinayeti, 184 şüpheli kadın ölümü görüyoruz! Yarın yaşayacağımızın veya aynısının bizim kız kardeşimize veya annemize gelmeyeceğinin garantisi asla yok. Toplumsal yozlaşma tavan yaptı, kimse sesini çıkaramaz oldu. Fakat unutulmamalıdır ki sustukça sıra her birimize gelecek!
Nasıl
hazırladık?
Bu
yazıyı hazırlamamızın en büyük sebebi, son zamanlarda kadın
cinayetlerin çok daha fazla artması ve çok daha fazla popüler
olmasıdır. Yazımızı hazırlarken kaynak kullanmadık, ancak
sosyal medya haberlerinden, insanların paylaşımlarından ve Sözcü
gazetesinin 5 Ekim 2024 Cumartesi günü yayınlanan gazetesinden
oldukça yararlandık. Bunun dışında kendi düşüncelerimizi önce
taslak oluşturup ,daha sonra ise taslağımıza ekleme veya düzeltme
yaparak yazımızı hazırladık. Sayısal veri belirttiğimiz
kısımda ise “Kadın Cinayetlerini Durduracağız” adlı
platformun dijital sitesinden yararlandık. Bu yazı hakkında en
büyük isteğimiz toplumumuza faydasının olmasıdır. Umuyoruz ki
bizim de toplumuza bir faydamız dokunacaktır. Elimizden gelenin en
iyisini yapmaya ve toplumsal görevimizi en iyi şekilde sürdürmek
için çalışmaya devam edeceğiz!
~Yılmaz Özgün-Hasan Alioğlu

Yorum Gönder